08 Kasım 2009 Pazar

Acelesiz Bir Pazar Sabahı...

Acelesiz bir pazar sabahı vardı. “S.” yurt dışında olunca büyük planlar yapılmayacaktı, Güya kendi halinde bir pazar geçsin hem de evde sadece dinlenilsin isteniyordu. Ancak sabah sabah çalan telefonla uyanıldı. Kim bu sabahın köründe denildi, kalkıldı. A. arıyordu, ne yapacaksın diye soruyordu. Ya bu saatte bunu sormak için mi aradın denildi. Yuh be oğlum saat 11:00, ne bu saati, kaçta yattın yine sen denilince, günün yarısının çoktan kaçırılmış olduğu anlaşıldı. Kaçırılsa da önemi yoktu. Zaten kendi halinde, plansız, nasıl olursa öyle bir pazar olması düşünülmüştü. Sen olduğun yerde kal, ben gelecem diyip konu tatlıya bağlandı. Neyse bunun üzerine yataktan kalkıldı. Kahvaltı yapılmadı. Sert bir kahve içildi. Dün akşam A., E., R., ile gidilen harika oyun düşünüldü, oyun kitapçığına tekrar göz gezdirildi. Sonra bilgisayar açılıp, günlük gazetelere şöyle bir göz atıldı. Bu sırada kendine gelindi.



Ali Yılmaz -2005

Öğleden sonra S.’nin evine gidecek olan, Cano’dan sorumlu Bayan F. arandı. Sen bugün gitme, ben az sonra gidip Cano’yu alacağım, dışarı çıkaracağım denildi. Ben çoktan geldiydim demesine üzerine, eh iyi o zaman bende geliyorum kahvaltılık bir şeyler hazırla da orda kahvaltı yapayım denildi. Siz gelin her bir şeyimiz var dendi. Eşofmanlar giyildi, boğazın havası içe çekildi, Ortaköy sahilden Bebek’e gelindi. Sokağın çocuklarıyla (kedi ve köpek tayfası) selamlaşıldı. S. yokken burası göze daha bir başka göründü. Sanki biraz tuhaf olundu. Bu sırada sabahın köründe beni rahatsız eden( :))) saat 11:00) A. kendi evinin balkonunda kahve sefasına devam etmekteydi. Önce onun bahçesine girildi, selamlaşıldı, Cano’yu alıp yürüyüş yapalım dendi. Yok, ben o işi bitirdim demesi üzerine, o zaman sen yana gel de kahvaltıda eşlik et bari denildi. A. alındı, S.’ nin evine gidildi.

Bayan F. kapıyı açtı, Cano beni görünce sevindi. Havladı da, havladı… Bayan F.; siz gelecem diyince yandan poğaça aldım geldim, hadi hazır hemen buyurun dedi. Saat bu sırada 13:00’e yaklaşmıştı. A. ile sohbet edildi, ondan, bundan, şundan konuşuldu. Akşamüstü için bir plan yapıldı. Benim sahil yürüyüşünden sonra buluşmak üzere kapıda ayrıldı. Sabırsızlanan Cano ile Bebek sahilinden Sarıyer yönüne yüründü, üstelik birde geri gelindi. Bu sırada hep S. düşünülüyordu ki telefon çaldı, S. ile konuşuldu. Yürüyoruz, sahildeyiz ama sen yoksun denildi. Birlikte yapılan yürüyüşler, İhsan abinin teknesindeki sabah kahvaltıları hatırlandı. Cano’nun sesi dinletildi. Evde ne var ne yok dedi, ben gidip geliyorum sorun yok denildi. Yapılacak program aktarıldı, onun programı dinlendi. Daha epeyce işinin var olduğu anlaşıldı, can sıkıldı. Az kaldı sen sıkma canını, hem gelince bir sürprizim var dendi. Israr edilmesine rağmen ağzından laf alınamadı. Bekle ve gör dendi. Telefon hiç kapatılmak istenmese de kapatıldı. Sonra Cano ile eve dönüldü. Hızlı bir duş alınıp, üst baş değiştirildi, Bayan F.’ye birkaç şey tembih edildi ve A.’nın evine geçildi.


Ali Yılmaz - 2005

A.ile birlikte İstinye Park’a gidildi. Yarın ki önemli toplantısı ile ilgili yolda sohbet edildi. A. birkaç takım elbise alacaktı, onun için şöyle bir bakalım önce denildi. Ancak huysuz adamdı, öyle çok çok vakit ayırmazdı. Her zamanki yerine gidip, 4 çeşit güzel takım seçildi. Mağazada ki personelle sohbet edildi, çaylar içildi. Hiç akılda yokken kendime de bir şeyler alındı. Sonra yemek yenildi. A. önce beni eve bıraktı, bana gidelim film izleyelim demesine rağmen, yeter yoruldum denildi. Sen mi, yaşlı olan biziz nasıl yorulursun dedi, gülündü. Yarım kalmış kitap tamamlanacak, S.’nin giderken armağan ettiği albüm dinlenilecek ve yatılacak şeklinde konu aydınlatıldı. Senin bu planlı halini seviyor olsa gerek dedi... İşte böyle bir gün daha geçtiiiiiiiiiii, gittiiiiiiiiii…



Ve İstanbul geceliğini giyindi, şimdi daha bir farklı şehir sanki daha bir(...) Bu da bu akşama eşlik etsin...

0 yorum: