Ekim ayının ortasından bir Pazar gününden merhaba sevgili okurlarım. Yaşam içerisinde her olanı biteni, üzüntüsü, sıkıntısı, paylaşımı, güzellikleriyle ilerliyoruz. Günleri günlere eklenip yol alıyoruz. Ömür bize ne kadar biçilmişse o kadar var olacağımızı biliyoruz. Bu yüzden de yaşam denilen bu kısacık zamanda onu doldurabildiğimiz kadar anlamlanacağımızı biliyor, ona göre yaşamaya özen gösteriyoruz. Sanata, kültüre eğilişimiz, estetikten güzelden yana olan seçimimiz, tüm canlıların ortak yaşam hakkı olduğunu savunuşumuz, hep birlikte yol almak isteyişimiz bundandır… Bu güzel Pazar gününde Kedili Yaşam’ın Ekim Kitaplığında dolaşmak isteyişimiz, sizleri buyur etmemiz de bu düşüncedendir. Ne olursa olsun paylaşabilmek ve ne öğrendiysek etrafımıza yayabilmek, birlikte gelişebilmek…
Ekim kitaplığının ilk kitabı bir tarihi belge aslında. Rodos’tan başlayan İzmir’in Karşıyaka’sına uzanan aşk ile harmanlanmış, savaşın ne demek olduğunu anlatan, savaş döneminde insanların neler yaşadığını gözler önüne seren, bilgilendirici, akıcı ve merakla okunan bir kitap. Yücel ve Zuhal İzmirli’nin kaleminden çıkan Rodos’tan Karşıyaka’ya, özellikle ezbersel, akılda kalmayan tarih kitaplarına örnek olmalı diyorum.
“1930’larda Rodos’ta filizlenen tertemiz ve şiddetli bir aşkın gölgesinde II. Dünya Savaşı ve savaş acıları ardından anavatana uzanan bir göç serüveni... Sonrasında, yurt bellenen İzmir’de inşa edilen yaşamlar... Tutkulu hayatlar, gelenekler, görenekler, insan ilişkileri ve bütün bunların en canlı yaşandığı yer; Karşıyaka’nın en kendine özgü sokaklarından biri 1685 Sokak”...
İkinci kitabımız Kürşat Başar’ın Başucumda Müzik adlı eseri. Bir kadın ve iki erkek, aşk, sevgi, sadakat, verilen sözler arasında gidip gelmeler…
“Eğer, hayatımızın bir anına gidip orada sonsuza dek kalacaksınız deseler yalnızca iki şeyden birini seçmek isterdim. Biri, o çocukluğun bahçesindeki ağacın dalına asılı salıncakta sallanırken? Öteki, bütün hayatım boyunca en çok sevdiğim adamla öpüştüğüm ilk gün? Herkes âşık olmanın ortak dilini bulup yazmaya çalışıyordu. Ama aslında bu kadar basitti işte: Birini öptüğünde salıncakta sallanır gibi hissediyorsan âşıksın.?” Bu anlatış bu zamana kadar duyduğum aşkın en güzel tariflerinden…
Üçüncü kitap D&R’da dolaşırken oğlunu bir an olsun aklından çıkarmayan ve onu her hatırlayışında gözleri dolan canım babamın seçimi. Dewey - Dünyanın Kalbine Dokunan Kütüphane Kedisi - Vicki Myron…
“Bir kedi sizin üzerinizde ne kadar etkide bulunabilir? Bir kedi kaç kişinin yaşantısını etkileyebilir? Terk edilmiş bir yavru kedi klasik bir Amerikan kasabasındaki küçük bir kütüphanede nasıl dünya çapında ünlü olur? Dewey'in büyüleyici öyküsünü okumadan bu sorulara yanıt veremezsiniz. Dewey'in öyküsü olası en kötü durumda başlıyor. Yalnızca birkaç haftalık yavru iken, yılın en soğuk gecesinde Spencer kasabası Halk Kütüphanesine sığınır. Kütüphane yöneticisi Vicki Myron ertesi sabah onu bulmuştur. Myron alkolik kocasından ayrılmış, göğüs kanseri olan çocuklu bir kadındır. Dewey onun ve personelin kalbini kazanmıştır ve yukarı doğrularak ve soğuktan neredeyse donmuş patisini kaldırarak onlara teşekkür edecektir. Sonraki on dokuz yıl boyunca Spencer halkı onun heyecanını, sıcakkanlılığını ve (bir kediye özgü) insancıllığını ve her şeyden önce en çok kimin ihtiyacı varsa onun yanına gitmesini sağlayan altıncı hissini yaşayacaktır. Onun ünü başka kasabalara ve ardından başka eyaletlere doğru artar ve sonunda tüm dünyaya ulaşır. Dewey yalnızca bir dosttan daha fazlasıdır; o genel olarak tarımla geçimini sağlayan bu kasabanın insanları için bir gurur kaynağı olmuştur.”
Korsan’a;
DEWEY’i okurken yüz yüze bakıp seni andık oğlum. Senin bizim için ne kadar özel olduğunu düşündük, gülümsedik. Eski günleri hatırladık, hüzünlendik. Ben fotoğraflarına hâlâ derinlemesine bakamıyorum. Yaradan hemen hemen her gece rüyama konuk ediyor seni. Hep oynarken görüyorum seni. Mutlu olduğunu, hep gülen gözlerini bana gösteriyorsun. Sen bizimlesin biliyorum…
Not: Tırnak içinde yazılan bölümler kitapların arka kapak yazılarından alınmıştır…